İnsan olarak yaşarken sürekli bir değişim içindeyiz, bu bir gerçek... Daha geçen sene yazdıklarımı okurken bile düşüncelerimin ne kadar değiştiğini farkediyorum. O kadar ki, sanki onları yazan ben değilim... Ama hemen aklıma bir soru geliyor: "ne yönde değişiyorum?"Benim değişim sürecim gelişim sayılabilir mi? Peki değişerek neye dönüşüyorum?24 Nisan 2010 Cumartesi
Değişim, dönüşüm, gelişim...
İnsan olarak yaşarken sürekli bir değişim içindeyiz, bu bir gerçek... Daha geçen sene yazdıklarımı okurken bile düşüncelerimin ne kadar değiştiğini farkediyorum. O kadar ki, sanki onları yazan ben değilim... Ama hemen aklıma bir soru geliyor: "ne yönde değişiyorum?"Benim değişim sürecim gelişim sayılabilir mi? Peki değişerek neye dönüşüyorum?22 Nisan 2010 Perşembe
Kültür meselesi
Dil için "kültürün temelidir" derler. Yani, kültürünüzü korumak için dilinize sahip çıkmalısınız. İtalya'ya her gidişimizde dikkatimi çeken bir tutumu var italyanların. Sabahları "buongiorno", ogleden sonra "buonasera", birşey uzatırken "prego", birşey alırken "grazie"... Kafanıza çakıyorlar italyanca kelimeleri... Bunu o kadar doğal yapıyorlar ki, kültüre bulaştığınızı farketmiyorsunuz bile...6 Nisan 2010 Salı
Muhit edinmek
Belki sizlere benim buna şaşırmam tuhaf gelecek. Ama benim İstanbul'da doğmuş, çalışan anneye sahip bir apartman çocuğu olduğumu göz önünde bulundurun lütfen.5 Nisan 2010 Pazartesi
% 100 EVET listesi
Kabul
Hürmüz ile Ehrimen'in efsanesini okudum Paulo Coelho'nun kitabında bugün tekrar. Aynı BİR'in iki parçası iyi ve kötü, doğru ve yanlış. Dualite üzerinde sıkça düşündüğüm bir konu, herşey kendi zıddını içinde barındırıyor, karanlık olmadan aydınlık olmuyor... 16 Mart 2010 Salı
Eksikler üzerine

En son yazımın arkasından can arkadaşım Fikret ile yazışıyorduk. O şöyle yazmış: “Eksiklerimle barışmayı öğrendim.” Bana çok mantıklı geldi, “Bunun üzerine çalışmam lazım.” dedim.
İçinde barış kelimesi geçiyor ya, her insanın eksikleri de var, tamam, uygun bir cümle… gibi gelmişti bana ilk başta. Taa ki…
Dün gece “beğenilmeme”yi çalışıyordum. Birden gözümün önünde bir kır manzarası canlandı. Bir çizgi film kadar mükemmel, bir doğa belgeseli kadar canlı, nefis bir bahar manzarası… Yemyeşil kırlar, arada papatyalar, bahar çiçekleri… “Bu manzarayı neden görüyorum?” diye sordum içime. “Ne kadar mükemmel olduğunu anlaman için” dedi. Evet, doğa TAM’dı, kusursuz, eksiksiz. Tam ve olduğu hali ile mükemmel. Tıpkı insanlar gibi.
İşte Fikret’imin cümlesinde eksik olan buydu: bir insanın asla eksik olmaması. İşte size farkında olmadan kullandığımız bir zihin daha… İnsan eksiktir. Ben bu zihnimi iptal ediyorum.
Ben tam olduğum halimle mükemmelim.
Ben tamım.
Ben doğanın bir parçasıyım, öyleyse kusursuz ve eksiksizim.
Ben bütünüm.
Ben tam olduğum halimle barış içindeyim.
Ben kendimi tam olduğum halimle seviyorum.
Ben kendimi tam olduğum halimle kabul ediyorum.
Ben kendimi seviyorum, çünkü ben sevgiyim.
Ben tamım.
13 Mart 2010 Cumartesi
Yarım kalmışlık hissi
Size de olur mu? Hep birşeyler eksik gibi, sanki birşey yapmayı unutmuşsunuz gibi... Çok önemli birşeyi atlıyormuşsunuz gibi...