kabul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kabul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2015 Perşembe

Kilitlenmiş İnsan

Dün akşam Jou Jou'da bir seminer vardı, çocukların teknoloji kullanımı ile ilgili... Çok güzel anneler vardı dinleyici olarak, pek çok şey anlattı psikoloğumuz Gül Hanım, pek çok şey paylaştı dinleyici anneler... Sohbet derinleşti, verilen bilgiler paylaşıma dönüştü ve sonra Gül bir kavramdan bahsetti...

KİLİTLENMEK

Size de oluyordur belki hayatta... Bir şeyi o kadar önemsersiniz, o kadar seversiniz, o kadar üzerine titrersiniz ki, korkarsınız... Yanlış bir şey yapmaktan, en iyisi olamamaktan, bilmediğiniz için, yaşayamazsınız...

Görüntüyü bozmazsınız elbet, kendinize bile itiraf etmezsiniz, yapmaktan kaçınırsınız, etrafından dolanırsınız, olayı birine paslarsınız... Ama KORKARSINIZ...

Çocuğunuzla oynamaktan, onunla hayatın içinde olmaktan KORKARSINIZ bazen, bazen o işe girişmekten, başarılı/ başarısız olmaktan, genellikle o adımı atmaktan KORKARSINIZ...

Yok, korkmayın demeyeceğim... Ben de korkuyorum... Bazen etrafıma bakıyorum, insanların yirmili yaşlarında doğal olarak yaptıkları, düşünmeden, kendiliğinden, sıradan yaptıkları bazı şeyleri kırkımda ancak benimseyebilmişim...

Hani bir yemek tarifi sorarsınız da, "aman, işte iki çırpıver, biraz da un ekle... soğanı da öldür, suyunu da koyuyorum, tamam işte..." gibi anlatırlar. O kadar da basittir gerçekten aslında... Ama size çince gibi gelir, mutfak Çin'deymiş gibi girmek istemezsiniz... Onun gibi işte...

Çok kolay, gerçekten çok kolay... Sadece ben yapamıyorum... Ne olur? İyi yapamazsam ne olur? BOZAR mıyım? Olsun, "ben yaptım oldu" kadar olsun bu defa da...

İZİN veriyorum... Bozmaya da izinliyim, ziyan etmeye ve becerememeye de izinliyim... Boza boza öğrenmeye de, hiiiiiiiiiç öğrenememeye de izinliyim... Canım istiyorsa öğrenene kadar denemeye, canım istiyorsa bırakıp kaçmaya da izinliyim... Ama ben artık kilitli kalmamayı seçiyorum...

12 Eylül 2015 Cumartesi

Kendimi Bağışlıyor Ve Seviyorum

Sevgili Anette Inselberg, blogunda paylaşmış, o da "alıntı" demiş... Kim yazdı ise harika yazmış... Ara sıra dönüp okumak lazım...

----

Kendime hastalığı, parasızlığı, işsizliği yaşattığım için, yeniye geçmekten, değişimlerden korktuğum için sonuçta yine yaşama güvenmediğim için kendimden özür dilerim. Sınırlama ve kurallar içinde yaşadığım için, hayatı kontrol etmeye çalışarak inatçı olduğum için, yaratıcılığımı kullanmayı ret ederek yaşadığım için, kendim olmayı reddettiğim için, şükürsüzlüğüm için, şefkat sevgi anlayış hoşgörü paylaşma duygularını unuttuğum için, beklentiler içinde yaşayıp hiçbir beklentim yok diyerek kendime söylediğim tüm yalanlar için kendimden özür dilerim.
Kararsızlıklarım için, öfkem, kızgınlığım için tüm parçalarımdan özür dilerim. Bedenimin kıymetini bilmediğim, ruhumun istekleri doğrultusunda hareket etmediğim, içimden gelen sesi dinlemediğim, zihnimi olumsuz enerjiler içinde doldurup sonrada devamlı yaşamdan şikâyet ettiğim için, ruhumun isteği doğrultusunda adım atmaktan korktuğum için, cesaretsizliğim için, zamanımın değerini bilemediğim, kendime yapmış olduğum tüm saygısızlıklar için, başkalarının beni üzmesine izin verdiğim, yaşam amacıma hizmet etmeyen oyunlar kurduğum vs. vs. vs. için kendimden, buna neden olan bugüne kadar yok saydığım kabul etmediğim tüm bu parçalarımdan çok özür dilerim.Gücümü kötüye kullandığım kendimi üstün gördüğüm başkalarını küçümsediğim, haksızlık yaptığım kendimi değersizleştirdiğim için kendimden ve tüm parçalarımdan özür dilerim. Kendime vermiş olduğum sözleri tutmadığım için kendimden özür dilerim.
Hırslarıma yenik düşüp kibir ve gurur içinde davrandığım her an için, kendime olan güvensizliğim inançsızlığım için kendimden özür dilerim. Gücümü başkalarına devrederek beni yönetmelerine izin verdiğim için, kendime yaşatmış olduğum tüm baskılar için, enerjimi düşürüp kendimi yaşamdan kopardığım için, kendime yalnızlığa mahkûm ettiğim için, korkuların beni yönetmesine izin verdiğim için, başkalarının kendisini kötü hissetmesine neden olduğum için, suçlayıcı konuşmalarım için kendimden özür dilerim. Olumsuz yaşanan her olayın güzel şeyleri arzulayabilmen için yaşadığını, arzu duygusunun yaşanması için deneyimlendiğini bunlara şükrettiğinde, minnettarlık içinde yaşadığında sahip olduğun tüm güzelliklerin büyüdüğünü öğrendim. Farkında olursan eğer, sınırlarını kaldırırsan, yaşanan olaydaki hizmeti ve sevgiyi görmeye niyet edersen her deneyimin insanı ne kadar büyüttüğünü, ilerlettiğini öğrendim…
Sonuçta kendimi olduğum gibi sevgiyle kabul etmeyi öğrendim, ben kendimle barıştım. Tanrının parçası olarak kendimle barıştığımda, Tanrıyla barıştım. Kendimi kucaklamayı öğrendim.

Kendimle barışıp kendimi tam olarak kucakladığımda hayatımın sorumluluklarını alınca gözümdeki perde kalktı ve sanki dünyadaki tüm perdeler kalktı. Artık kalbim açık ve sevginin yaşamımda özgürce dolaşmasına izin veriyorum. Tüm ruhumla, benliğimle, kalbimle seviyorum kendimi, insanları ve yaşamı..
ALINTI

10 Mayıs 2015 Pazar

Öfke Dansı

Bu blogu ilk açtığım zamanlarda, yani 2009 yılında öfke ile ilgili pek çok yazı yazmışım, o zamanlar çok öfkeli biri olduğumu hatırlıyorum zaten...

Kitap kulübünün bana kazandırdığı güzel insanlardan Yeliz, bu aralar Öfke Dansı'nı okuyormuş. Tabii kulüpteki arkadaşlarla bir öfke muhabbeti açıldı, herkes nasıl öfkelendiğini, öfkesini dengelemek için neler yaptığını yazdı bir - iki satır...

Ardından Kurtlarla Koşan Kadınlar'da sıradaki masalı okumaya başladım bundan sonraki kulüp toplantımıza hazırlanmak için... Kitabı açtım okumaya başladım. Karşıma çıkan paragrafı aynen alıntılıyorum:

"Ama ustalaşmanın başka bir boyutu daha vardır ve bu, kadınların öfkesi denebilecek şeyle ilgili bir boyuttur. Bu öfkenin serbest bırakılması gereklidir. Kadınlar, öfkelerinin kökenlerini hatırlar hatırlamaz, dişlerini gıcırdatmayı bir daha asla durduramayacakları gibi bir hisse kapılırlar. Ne ironiktir ki, kendimizi rahatsız edici kötü hissetmemize yol açtığı için, öfkemiz bizim için bir endişe kaynağıdır da. Aceleyle ondan uzaklaşmak ve kurtulmak isteriz.

Ama onu bastırmak işe yaramaz. Bu, ateşi çuval bezinden bir torbaya koymaya çalışmaya benzer. Kendimizi ya da başkasını onunla haşlamak da bir işe yaramaz. Demek ki, orada davetsizce başımıza geldiğini hissettiğimiz güçlü bir duygu tutuyoruz. Biraz zehirli atıklara benzer; oradadır, kimse onu istemez, ama atılacak pek başka bir yer de yoktur. Gömecek bir yer bulmak için uzaklara seyahat etmek gerekir."*

Demek ki, artık öfke hakkında yeniden düşünmenin zamanı da gelmiş...

Ben öfkelendiği zaman durmadan konuşan, gözü dönen, etrafında olanı görmeyen, sürekli haklı çıkmak en azından uzlaşmak isteyen bir başka ben oluyorum. Küsmek, kenara çekilmek, uyumak falan gibi aktiviteler benim öfkemin seline göre değil hiç...

Yakın zamanlarda bu tarz yakıcı öfke nöbetlerine pek tutulmadım ancak, en azından bu kadar yoğun değil.

Peki ne zamandan beri diye düşünüyordum, buldum. Yıllar yılı, ruhsal ve içsel gelişim yolunda ilerlerken bir gün gelecek ve artık etrafımda gördüğüm hiçbir olay beni öfkelendirmeyecek sanıyordum. Öfkelendiğim zaman bir de "bunun beni öfkelendirmesine neden izin verdim?" diyerek kendime kızıyordum. Bir gün canımın içi ile işsel bir hususta konuşurken bu kızgınlığımı şu şekilde dile getirdim: "Biliyorum, hizmette SİNİR yoktur, ama ben çok sinirlendim." Kuzum, psikoloğum bana dedi ki, "Hayır, her yerde sinir vardır. İnsanlar seni kızdıracak bir şey yapıyorsa sen de onlara kızarsın. Bu son derece doğal bir tepkidir..." (tabii bu kelimelerle dememiştir o, ben anladığımı yazıyorum buraya).

Ve sanırım o anda anladım. Kendime öfkelenme hakkı tanımayarak ne kadar haksızlık ettiğimi anladım.

İnsan insanın aynasıdır. Biri seni kızdırıyorsa dön kendine bak. Hangi korku düğmene bastı? falan filan... Bunlar tabii ki kişisel - ruhsal gelişim için çok önemli sorular... Ama önce duyguyu görmek ve KABUL etmek gerekiyor... Ben insanım, ÖFKElenebilirim, en doğal hakkım... Haklı yere, haksız yere, yanlış anlayarak, alınganlık yaparak, öfkelenebilirim...

İşte bu senenin konusu olan İZİN vermenin gücü bir defa daha kendini göstermiş.
Ben öfkelenmeye izinliyim.
Öfkelenmeye % 100 EVET

Bundan sonrası benim seçimim. İster öfkemi yaşarım, ister yıkıp dökerim, ister içime bakarım, ama önce öfkelendiğimi, öfkelenebileceğimi KABUL ederim...

Ne güzel bir özgürlüktür bu...


* Kurtlarla Koşan Kadınlar - Vahşi kadın arketipine dair mit ve öyküle - Clarissa P. Estes - Ayrıntı Yayınlar - S. 388

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Seçimler

Bu aralar içimle pek barışık değiliz... O fazla konuşmuyor, ben onu pek dinlemiyorum sanırım. Üzücü, ama bu da bir süreç, KABUL etmek lazım duraklamaları da ilerlemeler kadar.

İçim pek bir sıkkındı bu gece, nedenini bilemedim, içimi yokladım, içinden çıkamadım, düşündüm, saplandım kaldım. Karmakarışık ipuçları içinde oradan oraya sürüklendim sonra biraz da.

İç sıkıntısı, iç kararması derken, bir çıkış yolu geldi aklıma: SEÇİMLER...

"İçimdeki sıkıntının sebebini bulamasam da bunu KABUL etmeyi seçiyorum." dedim kendi kendime.

KABUL, çok güçlü bir kelime, bunu yıllardır biliyorum da SEÇİM yeni çıktı.

Son zamanlarda akışta kalmamı sağlayan büyülü kelime SEÇMEK... OL'AN'ı seçmek...

Öfkelendiğiniz zaman, öfkelenmeyi seçebilirsiniz, sonra da öfkeli kalmayı ya da öfkeli kalmamayı seçebilirsiniz. Bilinçli bir şekilde. İlk öfke AN'ından sonra, içinizdeki öfkeyi pompalamayı, taze tutmayı, beslemeyi seçebileceğiniz gibi, öfkeli kalmamayı da seçebilirsiniz.

Bunu da denedim, öfkeli olduğumda durup uzaktan baktım o öfkeli halime ve zihnime sordum: "Öfkeli olmayı bitirmeyi istiyor musun?" diye. Çoğunlukla o sürekli konuşan fitnecinin, başka korkular ve hesaplarla öfkeyi bitirmek istemediğini gördüm. Sonra da (tabii ki, gevezeyi dinlemeyi bırakıp) öfkeyi bitirmeyi seçtim. Ufacık bir sabun baloncuğu gibi öfkemin sönüverdiğine tanık oldum bu SEÇİMle.

Bu gece de aynı yöntemler, içimdeki sıkıntıyı KABUL ettim, gördüm ve varlığını bastırmaya çalışmadım, sonra da onu bitirmeyi SEÇTİM.

Bu belki çok saçma gelebilir, ancak OLANı seçtiğinizde her şey mümkün... Anlayabildiğinizi anladığınızda ve anlayamadığınızı anlayamadığınızda OLAN tam olarak budur. OLANı seçin ve anladığınızı KABUL edin, anlamadığınızı da KABUL edin.

Kendinizde olan savaşı bitirmenin yolu savaşı bırakmayı SEÇMEK...

20 Ekim 2011 Perşembe

Kabul etmek ya da kabullenmek

Hayatta olabilecek en güzel şeylerden birinin kabul etmek olduğunu düşünüyordum bu sabah. Ancak yine olabilecek en kötü şeylerden birinin de kabullenmek olduğunu fark ettim. Nasıl oluyor da birbirine bu kadar yakın iki kelimenin bu kadar zıt anlamlar taşıyor, şaşırdım bir an sonra.

Kabullenmek: pasif, bastıran, değiştiremeyeceğinden emin, için için mutsuz, yetersiz, güçsüz...

Kabul etmek: saygı duymak, izin vermek, fark etmek, değerlendirmek...

Kabul etmek, değişimin ilk adımı, cesaret ve güç toplama anı, adım atmadan önceki sancı, sakin, huzurlu yine de...

Kabullenmek ise için için öfke, bükemediğin eli öpme, köprüden geçme...

Şöyle düşünün, diyelim ki kilo sorununuz var, bunu kabullenebilirsiniz. (burada bahsettiğim sorun sizi rahatsız eden, aklınızı meşgul eden konudur, yoksa kaç kilo olduğunuzla ilgili değildir.) Ağzınıza attığınız her lokmada kendinize kızarak, "Amaaaan, ben böyleyim işte" diyerek geçirebilirsiniz zamanınızı. Arada "ben böyle de güzelim" dersiniz, kandırırsınız kendinizi. Bazen diyete başlarsınız, ertesi gün bırakırsınız, yine kızarsınız kendinize... Savaş verir, bir yener bir yenilirsiniz, kabullenir yaşarsınız.

Ya da kabul edersiniz: "Kilo sorunum var." Kendinize sorarsınız "Neden?" diye, yardım alırsınız, çözüm ararsınız, karar verirsiniz, değiştirirsiniz.

Bir başka örnek: eşinize kızıyorsunuzdur için için, kabullenirsiniz, içinde bulunduğunuz durumun değişmeyeceğini düşünürsünüz, ufak dokunuşlarla eşinizi değiştirmeye çalışır, her defasında duvara toslarsınız. daha çok öfkelenir, daha çok kızarsınız, ama hep anlatırsınız: "Ben onu öyle kabullendim."

Ya da onu öyle kabul edersiniz, sonra sorarsınız kendinize: "Ben bunu neden yaşıyorum? Böyle yaşamımı sürdürmek istiyor muyum?" ya değişirsiniz ya sizi kızdıran olayı dönüştürürsünüz.

Kabullenmekte çekmek vardır, her çekmenin altında öfke...
Kabul etmekte değişim vardır, her değişim yeni bir yoldur...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...