13 Şubat 2011 Pazar

Kilo almak - vermek

Önceleri, sanırım meseleye biraz tek taraflı bakmışım. Bu konuda bir önceki yazımın başlığı "Kilo vermek"ti. Oysa fark ettim ki, dengenin iki yanına birden bakmak gerekir. Dengenin ortasında ise her zamanki gibi KABUL ve SEVGİ var.

Unutmuşum, bu vücudu benim seçtiğimi, yaşamam gerekenleri yaşamak için. Dersimi anlamam için en uygun olan vücut budur. "Bir şeyi sevmeden dönüştüremezsin." demişti Yasemin Conker bir çalışma esnasında... Oysa ben, vücudumu tam olduğu hali ile sevmeden onu dönüştürme yoluna çıkarmışım sık sık. Bunun için de pek çok kalkan kullanmışım
- Fazla kilo sağlıklı değildir. (sağlığını kaybetme korkusu)
- Çok kilolu olursam, çocuğum benden utanır. (beğenilmeme, sevilmeme)
- Hayatımı sürdürürken zorlanırım. (Hayat zordur bilinçaltı kaydı)
falan, filan...

Diyemezmişim kendime, "Ben kendimi bu şekilde beğenmiyorum" diye, "Bu şekilde kendimi sevmiyorum, sevilmeye layık bulmuyorum." diye.

Ben kendimi tam olduğum halimle KABUL etmeyi başlatıyorum.
Ben kendi vücudumu sevmeyi başlatıyorum.
Ben kendimi tam olduğum halimle KABUL ediyorum.

Ben dengenin bir ucundan diğerine kaymayı bırakıyorum.
Güç ile, çaba ile oldurmaya çalışmayı bırakıyorum.

Ben duruyorum ve OL'AN'ı tam olduğu hali ile karşılıyorum.

11 Şubat 2011 Cuma

Kendini VAR etmek

"Biz size hizmet için varız." standart biz hizmet sektörü sloganı... "Hizmet ederek var olmak" ise, pek çok kadının oyun içindeki rollerinden biri, en azından yeni fark ettim ki, benim için öyle.

Bir fincan kahve bana neler öğretiyor, hala öğretmeye devam ediyor... Şöyle ki:

Öyle aman aman ev işine, mutfak, temizlik falan, düşkün biri değilimdir... Yine de, özellikle de keyfi kaçık olduğu zamanlarda, eşime çay ya da kahve getirmeyi önerdiğimi fark ettim. Ben kahve getireceğim, o da memnun olacak, ben de bu sayede VAR olacağım...

Hani başta annem olmak üzere, etrafımdaki pek çok kadından farklı zamanlarda "hizmetçi ruhlu" deyimini duymuşumdur. Tabii, anlama vaktim yeni gelmiş, o kadar ayna içinde bir fincan kahveden anladım, anlamam gerekeni...

Öyle derinime işlemiş ki YOK OLMA korkusu, kendimi çok çeşitli şekillerde VAR etmeye, ya da VAR olduğuma ikna etmeye çalışır olmuşum.
- Hizmet ederek VAR olmak,
- Düzeni koruyarak VAR olmak,
- Başkalarını mutlu ederek VAR olmak,
- İnsanlara hayatı kolaylaştırarak VAR olmak,
- Başarılı, kariyer sahibi olarak VAR olmak,
- Çocuk doğurarak, hasta çocuğa bakarak VAR olmak...

Oysa ben zaten VAR'ım.
Ben her halimle VAR'ım.
Ben benle VAR'ım.
Ben sevgi ile VAR'ım.
BEN VAR'ım.

8 Şubat 2011 Salı

İfadeler ve anlamları

Sevgili dostum Ayşe, yazdığı bir e-postada oğlunun "ufak bir operasyon" geçirdiğini yazmış, "yani ameliyat" diye eklemiş, devamında da "cerrahi müdahale" demiş... Her iki söylemin de "ameliyat"a göre daha rahatlatıcı olduğunu belirtmiş. Pozitif olmak istediği için bir ifade daha var, onu atlamış: "bıçak altına yatmak".

İfadelerin bizi zaman zaman anlamdan daha fazla etkilediği bir gerçek. Anlamazdan geldiğimiz için mi acaba? Belki de eski kelimelerde daha fazla tortu olduğu içindir.

Biz küçükken operasyon yoktu, herkes ameliyat olurdu. Ameliyatlarda da sorunlar. Nice Türk filminde başarısız ameliyatlar vardır örneğin, tıbbın çaresiz kaldığı nice hastalıklar. Bu tortulara ne kendimizi ne de yakınlarımızı teslim edemeyeceğimize göre yeni kelimeler icat edilmelidir.

Ancak bilincimizi kandırabiliriz de yeni icat kelimelerle, bilinç altımızdaki kayıtları da kandırabilir miyiz acaba?

Ben bu riski almamaya karar verdim, derhal döküyorum içimdeki ameliyat ile ilgili kayıtları ortaya:
- Modern değil (Cerrahi operasyon çok daha modern, gösteriş)
- Riskli (sakat kalma, yük olma, muhtaç olma korkuları)
- Acılı (acı çekme korkusu)
- Ameliyathanede olur (Soğuk ve izole bir ortam, yalnız kalma korkusu)
- Uzun sürer, insanlar endişe ile kapıda bekleşir (yük olma, acizlik, çaresizlik korkuları)
- Komplikasyonları vardır (iyileşememe korkusu)
- Kötü sonuçlarla karşılaşma riski vardır (açtık - kapadık, ölüm korkusu)

Ben tüm bu korkularımı KABUL ediyorum. Hepsi zamanla sevgiye dönüşecek, biliyorum...

2 Şubat 2011 Çarşamba

Ölüm haberi

Defne Joy Foster bu sabah ölmüş. Bu yazı çok duygusal bir yazı da olabilirdi, çünkü çoğunluk gibi ben de severdim bu sevimli, kıpır kıpır, muzip hanımı. Ama ne kadar üzüldüğüm değil bu yazının konusu. Ölümün ardından üzülmek ya da üzülmemekle de ilgili değil.

Bu sabah haberi duyunca ilk aklımdan geçen düşünce "Neden ölmüş acaba?" oldu. Farkettim ki, benimle birlikte pek çok tanıdığım da aynı soruyu soruyor: Ölüm sebebi.
Çeşitli spekülasyonlar yapılıyor bu konuda:
- Uyuşturucudur.
- O kadar hareketli yaşama kalp mi dayanır.
- Zaten mutsuzdu, intihar etmiş olabilir.
- Su testisi su yolunda...

Hatta Defne severler ile sevmezler atışmaya bile başladı bu konuda: "Adını lekelemeyelim." ya da "Çamur at, nasılsa cevap veremez artık."

Hikayeye göre, Allah Azrail'e can alma görevini verdiğinde Azrail bu kadar sevimsiz bir görevi istememiş. Allah da ona "Ben insanlara öyle sebepler vereceğim ki, sana kızmak akıllarına bile gelmeyecek." demiş. Tabii bu da insan uydurması bir hikaye, ama ölüm sebebi deyince aklıma geldi işte.

Diyeceğim o ki, Defne oyundaki bu rolünü bir şekilde bitirdi ve selam vererek sahneden ayrıldı, ama biz oyuncular sahnede kendi korkularımızla devam ediyoruz oyunumuza... Bu nedenle her sahne bize kendi korkularımızı (hayatını devam ettirememe korkusu mesela) hatırlatıyor, kendi bağımlılıklarımızı (uyuşturucu), kendi zihin kayıtlarımızı (şöhret beraberinde kötülükleri getirir)...

Bir kez daha teşekkürler sana Defne, ölümünle bize bizi gösterdiğin için... Son sahnende bile koca bir ülkeye ayna tutabildiğin için... Seni sevgi ile uğurluyorum, önünde saygı ile eğiliyorum...

31 Ocak 2011 Pazartesi

Mücadele

"Mücadele özümde yok" dedim. "Olmalı" dediler.
"Durmak akıştır." dedim. "Yürümezsen, nasıl varacaksın?" dediler.
"Öğrenmek yok, hatırlamak var." dedim. "Düşünmeden nasıl hatırlarsın?" dediler.
"Dinlersen, bilirsin." dedim. "Bu da çaba değil mi?" dediler.

"Durmak bile çaba istiyor." dediler. "Çaba değil, kararlılıktır." dedim.
"Bir hedef var, koşuyoruz." dediler. "Hedefsizliktir hedefim." dedim.

Bildiğimiz her şey güce bağlıyor sanki bizi. Bunu anladım bugün. Toplumca değer verdiğimiz insanlar, kahramanlar... Her şey mücadele. O kadar ki, nefes almak bile güç gerektiriyor sanki. Bu bakış açısı ile paradoksa giriyor her şey:
"Hedefimiz AN'da yaşamak."
Bir hedefimiz olduğu sürece AN'da kalabilir miyiz? Eğer AN'da bilir, AN'da olursak bir hedefimiz olabilir mi?

Sadece şunu biliyorum, çabada yorulmak var, AN'da keyif. Eğer yorulmuşsam, AN'da değildim demektir.

Ben mücadeleyi bırakmaya niyetliyim. Ben artık çabalamak, savaşmak, mücadele etmek istemiyorum. Direnç göstermek değil, hayatla akmak istiyorum.

Mücadele ettik de ne oldu, kapılmadık mı akışa onca çabaya rağmen? Hem de en yorgun halimizle? Değiştirebildik mi bir şey? Sürüklendik sadece.

Akmayı hatırlarsak eğer sürüklenmeler bitecek, keyfi başlayacak akışın... Biliyorum.
Yorulur mu nehir akmaktan?

28 Ocak 2011 Cuma

Ambalaj

Ben çalıştıkça Evren'in de enim için çok çalıştığını daha çok fark eder oldum. Bazı dokunuşlar o kadar akıllıca ki, buldukça keyifleniyorum daha çok.

Biz zeytinyağı işi ile uğraşıyoruz birkaç yıldır. Bu sene ilk defa şişeler aldık yağlarımız için, etiketledik, öyle veriyoruz. Çok güzel oldular. Ben de çok sevinçliyim, içim içime sığmıyor, gurur duyuyorum.

Sordum içime: "Şimdi benim hangi korkum mutlu oldu?"

- Ambalajlar beğenildi ya, başarılı oldum. (Başarısızlık korkusu)
- Başarılı olursam bana ne olur? Değerli olurum.

Birleştirdim: Ambalaj ile değerli olmak.

Birden jeton düştü. "Ambalaj", yani dış görünüş, yani paketimiz...

Ohooo, neler var içinde neler...
- Giyim
- Aksesuar
- Eğitim
- Vücut
daha neler neler...

Ben ambalajımla değerli olmayı bırakmaya niyet ettim. Ben zaten değerliyim. Ben ambalajım güzel olmasa da değerliyim.

Bu hoş bir keşifti, ama yeterli değil. Evren bu kadar zahmet etmiş, böyle bir metafor kullanmış, üstüne bir kahve içip geçmemek gerekir. Biraz bilinçaltı kayıtlarına bakalım:

- Ambalajı güzel olan satar. (Tercih edilmeme)
- Malı ambalajı gösterir. (Dikkat çekmeme)
- Ambalaj koruma amaçlıdır, ürün zarar görmez. (Güven, zarar görme korkusu)
- Ambalaj sağlam olmalıdır. (Güven, zarar görme korkusu)
- Tam paket (whole package) - (Ambalajla tam olma)

Sanırım dersim sadece değersizlik ile ilgili değil, güvensizlik de var çalışılması gereken. Bir sonraki adım vücudumla barışma, onu tam olduğu hali ile kabul etme.

Daha telaşsız, daha sakin atıyorum sanki artık adımlarımı, yol sanki daha keyifli...
Yolumuz açık olsun.

6 Ocak 2011 Perşembe

Kendim için bir şey yaptımsa...

Siz hiç kendiniz için bir şey yaptınız mı? Sadece kendiniz için, başka hiçbir şey düşünmeden, sadece istediğiniz için...

Ben yapmadığımı fark ettim. Yok, öyle bilinen şeylerden bahsetmiyorum, onlar cepte zaten:
- Yemek yapıyorum - kocam için
- Çamaşır yıkıyorum - oğlan temiz giyinsin diye
- İşe gidiyorum - para kazanmak için
- Bilgisayarda oynuyorum - vakit geçirmek için
- Akrabalarımı arıyorum - aklımda olduklarını bilmeleri için
- Alışveriş yapıyorum - yemek için
- Okudum - güvenlik için
- Okuyorum - bilgi/ güç için

Bugün sordum içime, neden hala mutsuz hissediyorum diye. "Kendin için bir şey yapmıyorsun ki" dedi. Fark ettim ki, kendim için ne yaparım onu bile bilmiyorum, ya da unutmuşum. Koşmadan, durarak, bir sonraki adımı planlamadan, sınır koymadan, sadece istiyorum diye bir şey yapmayı...

Bol bol kahve içiyorum mesela, sözde kendime zaman ayırıyorum, korkularımla sohbetle geçiyor zaman, kahve ne zaman bitmiş, içtiğimden ne anlamışım belli değil ya da tam tersi, fincanı ortada bırakıp dalmışım başka işe, soğumuş gitmiş...

Genellikle suçlanma korkum ayartıyor beni andan... Sıradaki "yapmam gereken"leri saymaya başlıyor, vazife listesi. Öyle alışmışım ki bu vazife işine oyun oynamak, TV seyretmek bile "lazım" kelimesi ile ifade ediliyor artık.

Anahtar yaptığınız şeyi severek yapmak, orada olmak sanırım. Yemek yaparken kafanın "kocam bu yemeği çok beğenecek" tarafına kaymaması, sadece yemek yapmak, istediğin zaman yapmak. Aksi takdirde TV seyrederken yemek yaparsınız, yemek yaparken kahve içer, kahve içerken oğlunuzla kavga eder, alışveriş yaparken oyun oynarsınız kafanızda... Aynı benim gibi...

Ben bugün kendim için bir şey yapmayı başlatıyorum.
- Yemek yapacağım
- Çamaşır asacağım
- Kahve içeceğim
- Oyun oynayacağım

İstediğim zaman, istediğim gibi yapacağım. Severek yapacağım, sevdiğim gibi yapacağım, sevdiğimi yapacağım.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...